Yükleniyor...

Kategori: Kamulaştırma Hukuku - Kamulaştırma Hukuku

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu ve Cezası (TCK 179)
 Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 179. maddesinde düzenlenen; kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının kişilerin hayatı, sağlığı ya da malvarlığı açısından tehlikeli olacak biçimde kullanılmasını yaptırıma bağlayan bir suçtur. Suç, kasten işlenebilen bir suç olup üç ayrı fıkrada düzenlenmiştir: ulaşım işaretlerine ve teknik işletim sistemine müdahale (179/1), tehlikeli araç sevk ve idaresi (179/2) ile alkol veya uyuşturucu etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli biçimde araç kullanamayacak hâlde olmasına rağmen araç kullanma (179/3). Öngörülen ceza, ihlalin türüne göre değişmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan hâl olan alkollü araç kullanmada suçun oluşumu, alkolün sırf alınmış olmasına değil, sürücünün emniyetli biçimde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olduğunun somut olarak ortaya konulmasına bağlıdır. Bu yazımızda suçun yapısını, ceza miktarlarını, alkollü araç kullanmada uygulanan promil ölçütlerini, kazayla birleşen hâllerde hangi suçtan cezalandırma yapılacağını ve uygulamada karşılaşılan sorunları ele alacağız.

 Suçun Madde Metni ve Öngörülen Cezalar
 Suçun çerçevesini doğru kurmak için önce madde metnine bakmak gerekir.
 Türk Ceza Kanunumuzun 179. Maddesine Göre:
 "Madde 179- (1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.
 (2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
 (3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

Bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla yürürlükte olan metne göre cezalar şu şekildedir:
 Ulaşım işaretlerini değiştirmek, kaldırmak, yanlış işaret vermek ya da teknik işletim sistemine müdahale etmek suretiyle tehlikeye neden olma: bir yıldan altı yıla kadar hapis.
 Ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme: dört aydan iki yıla kadar hapis.
 Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli biçimde araç kullanamayacak hâlde olmasına rağmen araç kullanma: altı aydan iki yıla kadar hapis.
 Karayolu ulaşımında suçun taksirle işlenmesi hâli ayrıca düzenlenmemiştir. Türk Ceza Kanunumuzun 180. maddesinde yer alan trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçu, "Deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir." hükmünü içermekte olup karayolu ulaşım araçları bu maddenin kapsamı dışında bırakılmıştır. Bunun pratik sonucu şudur: Karayolunda taksirle meydana gelen bir kaza, kural olarak 179. maddedeki suçu değil, sonucuna göre taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçunu gündeme getirir.

 Suçun Unsurları Nelerdir?

 Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun maddi unsuru, maddenin ilgili fıkrasında tanımlanan davranışın gerçekleştirilmesidir. Suçun manevi unsuru ise kasttır. Suçun kanunda kasıtlı bir suç olarak düzenlenmiş olması nedeniyle, failin tehlikeli sevk ve idaresinin iradi davranıştan ileri gelmesi gerekir. Failin genel kastla hareket etmesi yeterli olup özel bir saik aranmamıştır. Ancak sanığın kastının, fiilinin başkalarının hayatı, sağlığı ya da malvarlığı bakımından tehlikeye neden olabileceğini kapsaması gerekir. Failin bir trafik kuralını bilinçli olarak ihlal etmesi hâlinde kast unsuru gerçekleşir; kural ihlalinin taksire dayanması hâlinde ise bu suç oluşmaz.
 Suçun hukuki niteliği bakımından Yargıtay, 179/2. fıkrada düzenlenen tehlikeli araç sevk ve idaresi bakımından suçun somut tehlike suçu olduğunu kabul etmektedir. Madde gerekçesinde de bu husus şu sözlerle ortaya konulmuştur:
 "Aracın sevk ve idaresinin salt trafik düzenine aykırılığı bu suçun oluşumuna neden olmayacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın trafik düzenine aykırı olarak ve ayrıca kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde kullanılması gerekir. Bu bakımdan söz konusu suç, somut tehlike suçu niteliği taşımaktadır."
 Bu nedenle her trafik kuralı ihlali tek başına bu suçu oluşturmaz; tehlikeye neden olma olgusunun her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Örneğin hakkı olmadığı hâlde emniyet şeridini kullanmak tek başına suçu oluşturmazken, bu nedenle şeridin tıkanması ve bir ambulansın gecikmesi hâlinde somut tehlike doğduğu için suç gündeme gelebilecektir.
 Suçla korunan hukuki değer, trafik güvenliğinin yanı sıra kamu güvenliği ile kişilerin yaşamı, vücut bütünlüğü ve malvarlığıdır. Suçun mağduru toplumdur; bu nedenle ilgilinin rızası suçu ortadan kaldırmaz.

 Tehlikeli Araç Sevk ve İdaresi Suçu (TCK 179/2)
 Ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Uygulamada bu fıkra kapsamında değerlendirilen başlıca davranışlar şunlardır:
 Aşırı hız yapmak, kırmızı ışıkta geçmek veya ardı ardına şerit değiştirerek makas atmak.
 Ters istikamette veya yasak yönde araç sürmek.
 Kaza yapmış aracı güvenlik önlemi almaksızın yolda bırakmak.
 Fren, direksiyon gibi hayati öneme sahip aksamı arızalı araçla trafiğe çıkmak.
 Bu fıkra bakımından üzerinde durulması gereken iki nokta vardır. Birincisi, suç ancak kasten işlenebildiği için, taksirle meydana gelen ve trafik düzeninin dikkatsizlikle ihlal edildiği kazalarda bu suç oluşmaz. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2014/14653 E., 2015/13479 K. sayılı kararında, kavşakta geçiş hakkına uymayarak bisiklete çarpan ve iki kişinin yaralanmasına neden olan sürücü bakımından, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun kasten işlenebilen bir suç olduğu ve olayın taksirle meydana gelmesi nedeniyle bu suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir. İkincisi, sürücü belgesinin bulunmaması tek başına bu suçu oluşturmaz; belgesizlik, ancak somut ve tehlikeli bir sürüş davranışıyla birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır.

 Alkol veya Uyuşturucu Etkisiyle Araç Kullanma Suçu (TCK 179/3)
 Uygulamada en çok tartışılan hâl, alkollü araç kullanımıdır. Burada yerleşmiş kural şudur: Alkolün sırf alınmış olması suçun oluşması için yeterli değildir; kişinin alkolün etkisiyle emniyetli biçimde araç sevk ve idare edip edemeyecek durumda olduğunun her somut olayda tespit edilmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/916 E., 2020/443 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, "Suçun oluşması için tek başına alkol veya uyuşturucu madde etkisinde araç kullanmak yeterli olmayıp ayrıca kişinin alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edip edemeyeceğinin, diğer bir deyişle güvenli araç kullanıp kullanamayacağının tespit edilmesi gerekmektedir."
 Ceza Genel Kurulu içtihatlarıyla belirlenen promil ölçütleri, suç tarihine göre iki ayrı dönemde değerlendirilmektedir.
 11.06.2013 Tarihinden Sonraki Eylemler Bakımından
 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunumuzun 48. maddesinde 6487 sayılı Kanunla yapılan ve 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik, promil ölçütlerini belirginleştirmiştir:
 Yapılan tespit sonucunda 1,00 promilin üzerinde alkollü olduğu belirlenen sürücüler hakkında, ayrıca bir koşul aranmaksızın Türk Ceza Kanunumuzun 179/3. maddesi uygulanır.
 Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde ayrıca Türk Ceza Kanunumuzun ilgili hükümleri uygulanır.
 Bu ölçütler, Ceza Genel Kurulunun 2017/971 E., 2019/653 K.; 2018/501 E., 2020/523 K. ve 2017/916 E., 2020/443 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Buna göre 1,00 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanan sürücüde, ayrıca güvenli sürüş yeteneğinin kaybedildiğini gösteren dışa yansıyan bulgu aranmaz. Örneğin Ceza Genel Kurulunun 2017/916 E., 2020/443 K. sayılı kararına konu olayda 1,86 promil alkollü olarak traktör kullandığı tespit edilen sanık hakkında, bu değerin 1,00 promilin üzerinde olması nedeniyle suçun oluştuğu kabul edilmiştir.
 11.06.2013 Tarihinden Önceki Eylemler Bakımından
 Bu dönemde gerçekleşen eylemler için Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunun bilimsel değerlendirmeleri esas alınmakta ve üç aşamalı bir ölçüt uygulanmaktadır:
 Kanında 0,30 promil ve altında alkol tespit edilen sürücüler, aksi ispatlanmadıkça emniyetli biçimde araç sevk ve idare edebilecek durumda kabul edilir ve suç oluşmaz.
 Kanında 0,31 ile 1,00 promil arasında alkol tespit edilen sürücülerin güvenli sürüş yeteneğini kaybedip kaybetmediği, olaydan sonra en kısa sürede yapılacak ayrıntılı bir hekim muayenesiyle belirlenir; bunun mümkün olmadığı hâllerde failin olay sırasındaki davranışları değerlendirilir.
 Kanında 1,01 promil ve üzerinde alkol tespit edilen sürücülerin ise her koşulda emniyetli biçimde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olduğu kabul edilir.

 Alkol Ölçümü ve Zaman Faktörü
 Alkol ölçümünde dikkat edilmesi gereken önemli bir teknik nokta vardır. Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunca, vücuda alınan etil alkolün kandaki seviyesinin ortalama olarak saatte 0,15 promil azaldığı kabul edilmektedir. Bu nedenle ölçümün olaydan ne kadar süre sonra yapıldığı, suç anındaki alkol düzeyinin belirlenmesi bakımından belirleyicidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 2017/971 E., 2019/653 K. sayılı kararına konu olayda, kazadan dört saat sonra yapılan ölçümde 0,09 promil alkollü olduğu tespit edilen sürücünün, saatte ortalama 0,15 promillik azalma gözetildiğinde kaza anında yaklaşık 0,69 promil alkollü olduğu sonucuna ulaşılmış; bu düzeyin 0,50 promil eşiğinin üzerinde kalması ve sürücünün direksiyon hâkimiyetini kaybederek maddi hasarlı kazaya sebebiyet vermesi birlikte değerlendirilerek suçun oluştuğu kabul edilmiştir.
 Öte yandan Ceza Genel Kurulu, Karayolları Trafik Yönetmeliğinde idari para cezası bakımından öngörülen 0,50 promil sınırının, Türk Ceza Kanunumuzun 179/3. maddesinin uygulanması açısından tek başına belirleyici olmadığını; bu sınırın altında kalan ölçümlerde dahi emniyetli sürüş yeteneğinin kaybedildiği somut delillerle ortaya konulabiliyorsa suçun oluşabileceğini kabul etmektedir. Ceza Genel Kurulunun 2019/242 E., 2021/377 K. sayılı kararında ise alkol ölçümünün araç kullanımı sırasında yapıldığının ispatına ilişkin ölçüt ortaya konulmuş; sanığın alkollü araç kullandığı sırada mı yoksa kontrol noktasına sonradan gelmesi üzerine mi ölçüm yapıldığı konusunda kuşkuyu aşan delil bulunmadığından beraat kararı onanmıştır.
 Uyuşturucu veya uyarıcı maddeler bakımından ise alkolden farklı olarak her madde ve her kişi için geçerli standart bir eşik değer bulunmamaktadır. Bu nedenle maddenin sürücünün güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldırıp kaldırmadığı her somut olayda ayrıca değerlendirilir.
 Madde metninde yer alan "başka bir nedenle" ibaresi de geniş yorumlanmaktadır. Aşırı yorgunluk, uykusuzluk, uzun süre araç kullanma veya güvenli sürüşü engelleyen sağlık durumu bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.

 Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma ile Taksirle Yaralama Arasındaki İlişki
 Uygulamada en çok sorulan sorulardan biri, alkollü veya tehlikeli biçimde araç kullanırken kaza yapılarak bir kişinin yaralanması hâlinde hangi suçtan cezalandırma yapılacağıdır. Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı şudur: Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu bir tehlike suçu, taksirle yaralama suçu ise bir zarar suçudur. Kişinin tehlikeli olarak araç kullandığı sırada kaza yaparak bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal etmesi hâlinde, zarar suçu olan taksirle yaralama gerçekleşmiş olduğundan, asli norm-tali norm ilişkisi gereği yalnızca taksirle yaralama suçundan cezalandırma yapılır.
 Bu ilke Ceza Genel Kurulunun 2018/384 E., 2022/567 K. sayılı kararında açıkça ortaya konulmuştur. 250 promil alkollü olarak sevk ettiği araçla önündeki araca çarparak birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet veren sanık bakımından Kurul, "kişinin tehlikeli olarak araç kullandığı sırada kaza yaparak bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl etmesi durumunda yalnızca asli norm niteliğindeki taksirle yaralama suçundan cezalandırılacağının" kabulü gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2014/16188 E., 2015/12876 K.; 2014/21516 E., 2015/14149 K. ve 2015/3738 E., 2015/17095 K. sayılı kararları da aynı yöndedir; bu kararlarda sanık hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
 Bu kuralın bir istisnası vardır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2019/10953 E., 2021/7876 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın kovuşturma şartı olan şikâyetin gerçekleşmemesi, şikâyetten vazgeçilmesi veya uzlaşma nedeniyle mümkün olmadığı hâllerde sanığın trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılması gerekir. Kararda bu durum şu şekilde ifade edilmiştir: kovuşturma şartının gerçekleşmemesi hâlinde "sanığın TCK'nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılması gerektiği" kabul edilmektedir.
 Kaza sonucunda ölüm meydana gelmişse, zarar suçu olan taksirle öldürme suçu gündeme gelir ve tehlike suçundan ayrıca hüküm kurulmaz.

Suçun Soruşturulması ve Kovuşturulması: Şikâyet, Uzlaşma, Zamanaşımı
 Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturulur. Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi hâlinde dahi soruşturma ve kovuşturma sürdürülür.
 Suç, uzlaştırma kapsamında değildir. Buna karşılık suçun cezasının üst sınırı dikkate alınarak soruşturma evresinde seri muhakeme usulü, kovuşturma evresinde ise basit yargılama usulü bakımından değerlendirme yapılabilmesi mümkündür.
 Dava zamanaşımı süresi suçun türüne göre değişmektedir:
 179/1. fıkrada düzenlenen ve üst sınırı altı yıl hapis olan suç bakımından, Türk Ceza Kanunumuzun 66/1-d maddesi uyarınca on beş yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanır.
 179/2 ve 179/3. fıkralarda düzenlenen ve üst sınırı iki yıl hapis olan suç bakımından, aynı Kanunun 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanır.
 Ceza hukukunda kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Alkol sınırına ilişkin düzenlemelerde veya ceza miktarlarında sonradan yapılan ve sanık aleyhine sonuç doğuran değişiklikler, niteliği gereği yürürlük tarihinden önce işlenen fiillere uygulanamaz.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Diğer Kurumlar
 Sanığa verilen cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis olması hâlinde, Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 231. maddesindeki koşulların varlığı aranarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi mümkündür. Bu kurumun uygulanması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, pişmanlık göstermesi ve varsa zararın giderilmesi gibi koşullara bağlıdır. Mahkeme, koşulları oluşsa bile bu takdiri kullanıp kullanmama yönünde serbesttir.
 Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda, Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 251/3. maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2019/10953 E., 2021/7876 K. sayılı kararında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları sonrasında kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından da sanık lehine olan bu uygulamanın değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
 Ayrıca Türk Ceza Kanunumuzun 50. maddesi uyarınca, koşulları varsa kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi veya 51. madde uyarınca ertelenmesi gündeme gelebilir. Bu takdirler, suçun işleniş biçimine ve failin durumuna göre mahkemece değerlendirilir.

 Görevli ve Yetkili Mahkeme
 Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunda görevli mahkeme, cezanın üst sınırı itibarıyla asliye ceza mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise Ceza Muhakemesi Kanunumuzun genel hükümleri uyarınca suçun işlendiği yer mahkemesidir. Suçun işlendiği yerin tespitinde, kazanın veya tehlikeli sürüş davranışının gerçekleştiği yer esas alınır.

 Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Delil Değerlendirmesi
 Bu suçun en çok tartışılan yönü, alkollü araç kullanmada suçun sübutuna ilişkin delil değerlendirmesidir. Uygulamada karşılaşılan başlıca sorunlar şunlardır:
 Alkol ölçümünün nefes yoluyla mı yoksa kan örneği alınarak mı yapıldığı, cihazın kalibrasyonunun usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ve ölçüm saatlerinin tutanakla belirlenip belirlenmediği.
 İki ayrı ölçüm yapıldığı hâllerde sonuçların birbiriyle uyuşmaması; bunun sonucunda hangi ölçüme üstünlük tanınacağının Adli Tıp Kurumundan sorulması.
 Sanığın dışa yansıyan davranışlarına ilişkin gözlemler; denge kaybı, konuşma bozukluğu, refleks zayıflığı gibi belirtilerin trafik tutanağına veya tanık beyanlarına yansıması.
 Kamera görüntüleri, olay yeri incelemesi ve teknik bilirkişi raporları.
 Sanığın, alkolü kazadan sonra aldığı yönündeki savunması. Bu savunmanın ciddiyetle değerlendirilmesi, ölçüm ile olay arasındaki zaman aralığının ve kandaki alkolün saatte ortalama 0,15 promil azaldığı bilgisinin birlikte ele alınması gerekir.
 Güvenli sürüş yeteneğinin kaybedilip kaybedilmediği değerlendirilirken, toplanan delillerin bir kısmına dayanıp diğer kısmını göz ardı eden bir kanaat yerine, kesin ve açık bir ispata ulaşılması gerekir. Aksi hâlde şüpheden sanık yararlanır ilkesi uygulanır. Ceza Genel Kurulunun 2017/438 E., 2018/463 K. sayılı kararında, olay saatinde 0,95 promil alkollü olduğu hesap edilen sanık bakımından, 1,00 promilin altında kalan bu düzeyde güvenli sürüş yeteneğinin kaybedildiğine dair hekim raporu bulunmaması nedeniyle beraat kararı onanmıştır. Benzer şekilde Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2015/4544 E., 2015/17836 K. sayılı kararında, olaydan otuz dakika sonra 0,55 promil alkollü olduğu tespit edilen sürücü bakımından, alkolün etkisiyle güvenli sürüş yeteneğinin kaybedildiğine ve kazanın tek başına alkolden kaynaklandığına dair delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir.

 2026 Yılı İdari Yaptırımları
 Trafik güvenliğine ilişkin idari yaptırımlarda 2026 yılı içinde önemli değişiklikler yapılmıştır. 7574 sayılı Kanun ile Karayolları Trafik Kanunumuzda yapılan değişiklikler, bazı idari ihlaller bakımından idari para cezalarını ağırlaştırmış ve sürücü belgesinin geri alınması veya iptali gibi ek yaptırımlar getirmiştir. Örneğin trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde ardı ardına birden fazla şerit değiştirmek, otoyol, köprü, viyadük veya tünelde ihlal edilmesi hâlinde cezanın iki kat uygulanması sonucunu doğurmaktadır. Bunun pratik anlamı şudur: Aynı fiil hem Türk Ceza Kanunumuz kapsamında adli bir suça hem de Karayolları Trafik Kanunumuz kapsamında idari bir ihlale konu olabilmektedir. İdari yaptırımın uygulanmış olması, somut olayın koşullarına göre ceza soruşturmasını ortadan kaldırmaz.

Sıkça Sorulan Sorular
 Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçunda Alkol Sınırı Kaç Promildir?
 Uygulamada belirlenen ceza ölçütü 1,00 promildir. 1,00 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanan sürücü hakkında, ayrıca güvenli sürüş yeteneğinin kaybedildiğine dair bir tespit aranmaksızın ceza soruşturması yürütülür. Bunun altındaki ölçümlerde ise suçun oluşumu, ölçümün kaza ile birleşip birleşmediğine ve sürücünün güvenli sürüş yeteneğini kaybettiğinin somut olarak ortaya konulup konulmadığına bağlıdır.

 0,50 Promilin Altında Alkollü Yakalanırsam Ceza Alır mıyım?
 Otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin altındaki ölçümlerde kural olarak suç oluşmaz ve idari yaptırım gündeme gelir. Ancak bu kesin bir kural değildir; sürücünün olay sırasındaki davranışları, kaza yapmış olması veya güvenli sürüş yeteneğini kaybettiğini gösteren bulgular varsa, düşük ölçüm değerlerinde bile suçun oluşabildiği kabul edilmektedir. Aracın türü de önemlidir; hususi otomobil dışındaki araçlar bakımından üst sınır 0,20 promil olarak uygulanır.

 Alkollü Araç Kullanırken Kaza Yaparsam Hangi Suçtan Cezalandırılırım?
 Kaza sonucunda bir kişi yaralanmışsa, Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre yalnızca taksirle yaralama suçundan cezalandırma yapılır; trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ayrıca hüküm kurulmaz. Kaza sonucunda yaralanma veya ölüm meydana gelmemişse, alkol düzeyine göre trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırma gündeme gelir.

 Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Şikâyete Tabi midir?
 Değildir. Suç resen soruşturulur ve kovuşturulur; mağdurun şikâyetçi olmaması veya şikâyetten vazgeçmesi davanın düşmesi sonucunu doğurmaz. Suç uzlaştırma kapsamında da değildir.

Alkol Ölçümüne İtiraz Edebilir miyim?
 Teknik cihazla yapılan ölçüme itiraz edilebilir. Bu hâlde kolluk, sürücüyü en yakın adli tıp kurumuna veya sağlık kuruluşuna götürerek kan, tükürük veya idrar örneği alınmasını sağlar. Ölçüm sonucuna itiraz, savunma hakkının bir parçasıdır; ancak itirazın sonucu etkileyebilmesi için usulüne uygun yapılması gerekir.

Kontrol Noktasında Alkollü Çıktım ama Aracı Kullanmadım, Ceza Alır mıyım?
 Suçun oluşması için kişinin araç kullanmış olması gerekir. Salt sürücü koltuğuna geçmek veya motoru çalıştırmak suçun oluşumu için yeterli değildir; bu davranışlar hazırlık hareketi niteliğindedir. Alkol ölçümünün araç kullanımı sırasında yapıldığının ortaya konulması gerekir. Ölçümün sürüşten sonra yapıldığı yönünde ciddi bir savunma varsa, bu konudaki kuşku sanık lehine değerlendirilir.

 Bu Suçta Dava Zamanaşımı Ne Kadardır?
 Tehlikeli araç sevk ve idaresi ile alkollü araç kullanma suçlarında sekiz yıllık, ulaşım işaretlerine müdahale suçunda ise on beş yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanır. Zamanaşımının başlangıcı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği gündür.

 Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Verilebilir mi?
 Suçtan verilen cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis olması hâlinde, diğer koşulların da bulunması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi mümkündür. Bu, mahkemenin takdirine bağlıdır; koşulların varlığı tek başına karar verileceği anlamına gelmez.

 Yukarıda ortaya konulan ölçütler, Yargıtay içtihatları ve ilgili mevzuat çerçevesinde genel bir çerçeve sunmaktadır. Somut olayın koşulları, ölçüm değerleri, delillerin niteliği ve suç tarihi değiştikçe hukuki değerlendirme de değişebilir. Bu nedenle her olay kendi özelinde, dosyadaki delillerle birlikte değerlendirilmelidir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna ilişkin bir uyuşmazlıkta, sürecin alanında uzman bir avukat aracılığıyla yürütülmesini tavsiye etmekteyiz.